Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine YazZiyaretçi Defterine Yaz:
Siz de yazılarınızla Hubyar.net okuyucularına ulaşabilirsiniz.


Bekir Özgür     13 Şubat 2011 12:28 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekir-ozgur60@hotmail.com

Türküler Yasalardan Daha Güçlü
İnsanlar; var olduğu günden beri, her çağ ve koşulda din, mezhep, ırk, milliyet, dahası dinsel inançsızlık ve milliyetsizlik aidiyetlerine, hatta cinsel farklılıklarına rağmen ve her şeyden önce “insan”dırlar. Dinsel inançların ve milliyetçi anlayışların tarih sahnesine çıktığından beri insanları, şu veya bu din ve mezhepten, şu veya bu milletten diye ayrıştıran anlayış, bakış açısı ve yaklaşımlar, hâkim sınıfların toplumu; “böl, parçala yönet” politikasının, insanı doğasına ve kendisine yabancılaştıran, sonradan edinilmiş zihinsel saplantılarıdır.

Yoğun dinci propaganda ve milliyetçi kahramanlık nutuklarının etkisinde kalmış insanların, geçim sıkıntısı ve siyaset kaynaklı yaşamsal sorunlar karşısında, dinci, ırkçı ve milliyetçi saplantılarının öneminin azaldığı, yabancılaştıkları ve tali zannettikleri insani duygu ve değerlerin öne çıktığı, sevinç ve tasada davranışlarının ve tepkilerinin insan doğasına uygunluğu her hallerinden anlaşılmaktadır. Bu durum ve ortamlarda, ortak duygu ve istemleri dile getiren ve birlikte haykırılan türkülerin gücü, yasaların gücünü işlemez hale getiriyor.

Mısır’da olduğu gibi hangi dayatma inançla, hangi politikalarla, hangi baskı ve şiddetle, hangi ayak oyunu ve düzenbazlıkla olursa olsun, kendisine her ne kadar yabancılaştırılsa da İnsan; insansal ihtiyaçların dayattığı ve bu uğurda harekete geçtiği zaman, onun önünde hiçbir güç duramaz. Her türlü engelleme çabası ve çarpıtmalara rağmen tarihin akışını hiçbir güç tersine çevirememiştir. Her türlü baskıcı yasaları yapanlar yaptıklarıyla yok olup gittiler. Ama ilk hangi tarihte söylendiği bilinmeyen türküler, hala en çetin günlerde coşkuyla, şimdi Tunus ve Mısır’da koro halinde halk tarafından söyleniyor; gelecekte, dünyanın değişik yerlerinde daha gür sesle söylenecek bu türküler.

Tunus ve Mısır’da despotları al-aşağı eden kitlesel tepki bir yandan; “Araplar İslami taassubun etkisinde” önyargısını yıkarken diğer yandan, “Karnı guruldayanın Tanrısı olmaz” özdeyişini de, bir kez daha teyit etti. “Devrim, karnı guruldayanların işidir” (Mao Zetung) Öte yandan da, kendisini güçlü, her şeye muktedir sanan tüm emperyalist odakların, sevmedikleri bu halk hareketi karşısında art niyetlerini gizleme telaşıyla övgüler dizdiğine tanık olduk. Bu soyguncu haydutlar “A” planlarının tutmadığı yerde “B” planlarını uygulayacakları, bu konuda bölgede önemli dayanakları ve ipuçlarının varlığı da bilinen bir gerçek.

Hareketin; emeğin ideolojik ve siyasi önderlikten yoksun, taleplere ilişkin ufkun bulanık olmasına karşın, Tunus Ve Mısır halkının uşak ruhlu işbirlikçi despotlara karşı kitlesel yıkıcı tepkisi; bölgede, her türlü olanağa sahip salt silahlı güçleri milyonları aşan emperyalizme geri adım attırmış bu olay, dünya emekçi halkının tarihine de altın harflerle yazılmıştır. Bu anlamda bu hareketi coşkuyla selamlamak gerekir.

Mısır halkının başarısını kutlamak üzere Cezayir, Yemen, Ürdün, Filistin vb. yerlerde sokağa taşan halka polisin saldırılarına rağmen, “Ok yayadan çıkmış” tarihin tekerleği geri döndürülemez bir hal almıştır. Bundan böyle bölgede; kemikleşmiş İslami taassubu zayıflatacak olan burjuva demokrasisi için de olsa, mücadelenin devam edeceği bir gerçektir; bölgenin siyasi ortamında, bu da başarı sayılmalıdır. Zira bölge halkı; sınıfının yerini görme, değerini ve önemini anlama, kendisi için var olmayı öğrenme ve kavrama sürecine girmiştir.

Günümüz Türkiye’sinde dinci eğilimin yükselişi; toplumsal yapımızda Osmanlı’da olmadığı kadar yoğun. Altyapıya (ekonomiye) ve üstyapıya (siyasete) hâkim dinci AKP iktidarı, şimdilik devlet kurumlarını kontrol eder güce ve uluslar arası desteğe sahip durumda. Ancak çarpık da olsa; “Laik, Demokratik Cumhuriyet” dinci, ırkçı ve farklılıkları yok sayan inkârcı devlet anlayışına rağmen; “İnsan hak ve özgürlükleri” anlayışına ilişkin toplumsal algıyı kısmen ve kerhen geliştirmiştir. Şu anda adı konmamış bir “İslam Cumhuriyeti” inde yaşıyor olsak da, tarihin tekerleğini tersine döndürmeye hiçbir gücün kâfi gelmeyeceği “İnsan sabrının bir sınırı vardır” özdeyişi, Tunus Ve Mısır halkı tarafından bir kez daha kanıtlandı.

Anadolu tarihinin çok derinlerine gitmeye gerek yok. Baba-i, Şeyh Bedrettin, Celali, Efsane Pir Sultan ayaklanmaları, 15-16 Haziran 1970 İşçi direnişi, 68 ve 78 kuşağı vb. olayları yaşamış Anadolu halkının patlaması; “Yavaş atın tekmesi” ne benzeyecek, bu coğrafyada farklı dönem ve dillerde söylenen o kardeş türküler, hep birlikte tekrar söylenecektir.

“Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız, ama çelik aldığı suyu unutmayacak” diyen İbrahim Kaypakkaya haklı çıkacak!

Bekir Özgür. 13.02.2011.

Bekir Özgür     09 Şubat 2011 22:32 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekir-ozgur60@hotmail.com

Hz. Ali Müslüman; Bakan Faruk Çelik’te, Ya Aleviler?

Alevi çalıştaylarıyla Aleviliği gündemde tutan hükümet yetkilileri, devletin Aleviliği asimile politikasının bu evresinde ve Alevileri köşeye sıkıştırma konusunda, “Alevi İslamcılar” ve “Hakk-Muhammet-Alicilerden” “Alevilik nedir”? Tuzak sorusuna aldıkları cevaplar, devletin asimile planının işlediğinin, soruya yanıt veren Alevi örgüt yöneticilerinin de, “ezberci aymazlar” konumuna düştüklerinin kanıtıdır.

Devlet ve hükümet yetkililerinin; “Alevilik nedir” tuzak sorusuna, Alevi kurum yöneticilerinin bir kesimi “Alevilik İslam’ın özüdür” derken diğer kesimi de; “Hakk-Muhammet-Ali Yoludur” cevabını “yiğitçe” vererek, asimile görevlilerinin elini ve dilini güçlendirdi, işlerini de kolaylaştırdılar. Burada şu gerçeği ayrıca vurgulamak gerekiyor; Cem Vakfı ve Ehl-i Beyt Vakfı başkanları ve yönetimleri, devletin bu asimile politikasına açık destek verdikleri herkesçe bilindiği için konunun dışında bunları tutuyorum.

Farklı zemin ve zamanlarda bu tür sorulara verilen yanıtlardan güç alan Sayın Bakan Faruk Çelik, konuya ilişkin açıklamasında; “Kardeşim o zaman sorununuz nedir? Bizim de yolumuz Hakk, Muhammed, Ali yolu. Demek ki aramızda bir fark yok. Ve o zaman buyrun Muhammed Ali nasıl yaşamış ise, nasıl ibadet etmişse siz de öyle yapın.” Diyen Bakan Çelik haklıdır; zira o, Müslüman’dır, tabii Muhammet ve Ali’de. Ancak; görünen o ki, Alevi-İslamcılar la, Muhammet-Ali Yolcularının yolu cami kapısına dayanacak. Maliyetinin ne olacağının hesabını yapmadıkları yalanlarının bedeli, cami Müslümanlığına terfi olacaktır.

“Muhammet ve Ali Kuran’ın hükümlerine fazlasıyla uydular. Hz. Ali camide, hem de namaz kılarken şehir edildi. İslam’ın özü Kuran’dır, Kuran’ı siz Muhammet ve Ali’den daha mı iyi biliyorsunuz? Muhammet-Ali’nin Yolunun son ucu camidir; eğer o yolda ve İslam konusunda samimi iseniz buyurun camiye” türünden Bakan Çelik ve benzerleri; Alevilere yaptığı çağrılarında (eğri oturup doğru konuşalım) yerden göğe kadar haklılar. Bakan Çelik ve Muhammet-Ali hem söylediği ve hem de göründüğü gibiler. Ya siz kendisine “Aleviyim” diyenler; özellikle de örgüt yöneticisi ve örgüt adına söz söyleme yetkisi olanlar; ne zaman hem göründüğünüz gibi hem de söylediğiniz gibi olacaksınız?
***************
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Eğitim Sorumlusu Sayın İsmail Kaplan’ın “Muharrem Matemi” dolaysıyla AABK sitesinde yayınlanan yazısının 1. paragrafında;
“Alevilerde, Hazreti Hüseyin’in Kerbela’daki acısı başta olmak üzere 12 İmamların acılarını anmak ve anlamak için Muharrem Matemi tutulur”… Diyor
Sayın Kaplan’a ve aynı düşüncede olan Alevi örgüt yöneticilerine bu konuda şunu sormak istiyorum; ‘İmam kültü, İmamlık makamı İslam’a mı Aleviliğe mi aittir? Eğer Aleviliğe ait ise, cemde erkânı yürütene “Dede veya Pir” diyoruz da, neden “İmam Efendi” demiyoruz? Alevilikte “İmam” saygın bir kült ve muteber makamsa; Mürşit, Pir, Dede, Rehber’in (bazı lehçelerde Rayber) lüzumu, nereden ve ne için hâsıl olmuştur?

Bu konunun farklı boyutunu ‘Alevizyon Haber’ sitesi şöyle soruyor;
“Hz Hüseyin 3. İmamdır ve daha dokuz imam hayatta yoktur. 200 yıl sonra doğacak İmamların yasını Aleviler neden tutsun? Kaldı ki, bütün İmamların acı çektiğine ilişkin elimizde bir veri de yoktur. Neye dayanarak bu bilgiyi Alevi ders kitaplarına soktunuz?” (alıntı AH)

Sayın Kaplan aynı yazısının 3. paragrafında;
…”Alevi etiğindeki “eline hâkim ol!” ifadesi ile insana ve Allah’ın diğer yaratıklarına şiddet yasaklanmıştır”... Demektedir.
“Varlıkta Birlik” (vahdet-i vücut), “Yaratıcı, (nur-u âlem) evrenin kendisidir. Bu bütünün parçası her zerrecik, yaratıcı gücü (nur-u) içinde taşır” anlayışını, Dolaysıyla “Ene-el Hakk” (tanrı bende veya ben tanrıyım) duruşlarını Aleviler ne zaman terk veya inkâr ettiler? Cenneti, cehennemi, sorgucu melekleri, işkenceci zebanileri, hatta sembolik Kırklar Cemine alınmayan peygamberi de olan ve her şeyi altı günde yoktan var eden yaratıcı bir Allaha ne zamandan beri inanır oldu bu Aleviler?

Aynı yazının 6. paragrafı;
…”Hz. Hüseyin’in Kerbela duruşu, daha sonraki dönemlerde Alevi önderlerine örnek olmuştur”...
Bu kısa alıntının içinde anlayış olarak; (bu anlayış Sayın Kaplan’a değil, Osmanlıya aittir) Alevilere yönelik etkisi büyük ve kalıcı, kurnazca hazırlanmış bir tuzak var. Maalesef acı ama bir gerçek; Aleviler bu tuzağa düşmüştür. İmam Hüseyin’in saygın dik duruşu gölgesinde Anadolu Alevi toplumuna kadim değerlerini (geçmişini) unutturmak, sömürü sistemine şiddetle boyun eğdiremedikleri halkı, duygu sömürüsüyle şu veya bu şekilde (en azından Şii boyutuyla) İslam’a eklemlemektir. Başarılmıştır.

Aleviler tarihinin her evresinde öyle korkunç haksızlıklara, katliamlara uğradılar ki, Alevilerin yaşadıkları yanında Kerbela olayı “Deve de bir tüy” gibi kalır. Dahası Hüseyin’le Yezit 2-3 göbek öncesinde yakın akrabalar, aralarında ki anlaşmazlık da, iktidar (taht) kavgasıdır. Kabile içi taht kavgalarının mağluplarını masum (suçsuz) kabul etmek, yasını tutmayı da, on bin yıllık tarihi yok sayılarak kadim Anadolu halkına reva görmek insan aklını kuşkuya düşürmekte ve mantığını zorlamakta. Aslında Alevi tarihi insanlık tarihiyle özdeştir; Kerbela olayı da, bu tarihin bir parçasıdır. İmam Hüseyin ve Kerbela olayını; özellikle, Anadolu Alevi gündeminde canlı tutma uğraşının arkasında, art niyet ürünü farklı gerçekler olduğuna dikkat çekmek isterim.

Burada asıl konu; “daha sonraki dönemlerde Alevi önderlerinin Kerbelayı örnek aldığı” İddiasıdır ki, bu iddia doğruluğunun yanında eksik, biraz da yanlışlar içermektedir. Zira Alevi önderleri Kerbela’dan çok ama çok önceleri haksızlıklara, zulme karşı direnç içinde toplumun sevgisini, saygısını ve güvenini kazanarak Mürşit (İnsan-ı Kamil) mertebesine ulaştılar. Alevi önderlerinin Kerbelayı örnek aldığı iddiası, Alevi tarihinin Kerbela öncesi yaşanan acılarını gizlemekte, en azından hafife almakta, amaç toplumsal dikkati İslam’a odaklamaktır. Kısaca, bu tür laf eden örgüt sözcüleri iyi niyetine rağmen farkında olmadan Osmanlının tuzağına düşmektedir. Federasyon düzeyinde Alevi örgüt yöneticisinin, hem de eğitimden sorumlu olan yetkilinin, Alevilerin ve Aleviliğin karşı karşıya olduğu günümüz sorunları karşısında böyle cümleler sarf etmesi, hafife alınacak bir “Gaf” mıdır?

Devlet yetkililerinin haklı olarak; “İslam’ın özü Kuran, Muhammet-Ali’nin Yolu da günde beş vakit camiye uğrar; buyurun camiye” tavırlarına karşı hala “İslam”ın Özüyüm”, “Muhammet-Ali Yolundayım” “Elhamdülillah Müslüman’ım” “Ehl-i Beyitsiz, 12 İmamsız Alevilik olmaz” gibi gerçekçi olmayan anlayış yıkılmalıdır. Özgüvensizliğin etkisinden sıyrılıp kendimiz olmak, Yavuz’un kılıcı karşısında uydurduğumuz; fakat ne başkalarını ne de kendimizi bir türlü inandıramadığımız yalanlarımızdan vazgeçmenin zamanıdır.

Alevi anlayış ve değerlerimizi Şii-İslam’ın etkisinden arındırmak, özümüze uygun kendi anlayış ve değerlerimizi özellikle örgüt yöneticilerimiz düzeyinde ve diliyle açıkça savunmak, zorunlu bir hal almıştır. Şii-İslam inancıyla sulandırılmış Hakk-Muhammet-Ali, Alevi-İslam inancına saplanmış Alevilerin; bu anlayışlarıyla, lanet okudukları Muaviye’nin torunlarına hizmet ettiklerinin farkına varma ve tavır alma zamanıdır. Aksi halde “Atı alan Üsküdar’ı geçmek üzere”

Bekir Özgür. 09.02.2011.

satılmış ünal     07 Şubat 2011 20:33 | ankara
hakka yürüyen hüseyin coşkun dedemize allahtan rahmet yakınlarının başı sag olsun dedemizin toprağı bol mekanı cennetolsun

hasan hüseyin koçgiri     07 Şubat 2011 14:21 |

DİYALEKTİK REEL EKONOMİK POLİTİKMİŞ MEĞER !


sağa dön sola dön sanki çembedesin boğazın sıkılıyor
nefes alamıyorsun çıkış ararsın fakat yine tıkanır kalırsın
egoizm , hırs , yarış heryanı sarmış
güvendiğin , bedel verdiğin fikirler , kimselerdede umut kalmamış
çevrendekileride kaybetmektesin , uzaklaşmaktalar yine kaldık yalnız tekbaşına
desene hayatın kısaözeti bu olmasın ?



çok önceleri ayrık duruş olmak isterdin kimileyin
atarsın kendini atlasa yeni suretler , fikirler bilmek istersin
bazen mistik sufi , arada budist konfüçyüs , bazen solcu , bazen başkası
bir lokma bir hırka diyen modern derwişlerin kervanındasın işte
ronahi derman olmak için salarsın özünü karanlıkta okyanusa
ama deniz fırtınalıdır , acımasızdır , hile - pusu kokar
bedeldaş dostlar desene herfilmin sonu belliymiş
elma şekerlerine benzemezmiş mutluluk mavi deniz
aynı nedenler - sonuçlar tarihin diyalektik reel ekonomik politik karaborsasıymış meğer !

bektas baba trakya     07 Şubat 2011 13:17 |
VELAYETİ FAKİH KONUSUNDA ETEKLERİNİZDEKİ TAŞLARI DÜŞÜRÜN AMA SAMİMİ VE NAMUSLU TARTIŞMA PLATFORMU YARATALIM .....HUBYARLARIN DÜŞÜNCELERİ NEDİR MERAK EDİYORUZ ?....

Olumlu , umarım diğer inançlara , kimselere , kurumlara örnek olur ayakları yere sıkı basıp evrendeki faydalı , iyi yönleri toplayıp beraber harmanlamak ne kadar adım attıracak bu acımasız diyarlarda ? fakat benim gibi bazılarını sorgulamaya iten ali şeriatininde sürekli eleştirdiği şiilikten çakma velayeti fakih meselesi imam soyunun masumiyeti konusu köy aleviliğini tüketiyor , misal şehirli bektaşilikteki bilgi , eğitim , erdem yönleri gelişmeli , örnek alınmalı kişi hangi kökten gelirse gelsin bu yolu anlamışsa , bilmişse , kendini geliştirmişse onun önderliği dikkate alınmalı yok öyle üç kuruşa seyitlik , dedelik , şeyhlik örnek olucan , eğitimli , bilge olucan bencilliği terkedecen . Evrenin bu iletişim , okyanus devrinde değişmeyenin değişim olduğu gerçeği mızrak olup çuvala sığmazken kimseler zaten dededen , babadan kaldı maskelemelerine aldanmasın . Sizler değişmeseniz bu toplumda yeni müçtehidler , bilge kişilikler , araştıranlar , tartanlar elbet çıkıp mazlumlara hak - adalet dağıtacaktır hayal ettiğimiz bilge dini karakterler din adıyla toplumu ayrıştırmaz hakikatı gösteren , birleştiren , kazanan , deney yapan , sorgulayan , mütevazi damla olup zulme karşı durandır !null

savaş     07 Şubat 2011 09:54 |
iyi günler geçmiş olayların ve kahramanlarının halkların tarihinin yeniden yazılmasının son derece gerekli oldugu bi dönemeyiz zaman bunu bizlere dayatmada çün kü yeni nesillerin artık türk islamcı zehirden arınması gerekli ve gerekiyor,ahmet yesevi denen şahısla hace bektaşın hiç bir alakası olmadıgını,alevi kızılbaş yolunun islamı sadece perde olarak kullandıgını artık görmenin zamanı degilmidir.neden bizim yol önderlerimizi hala onların istedigi gibi onlar gibi gösterme gayretleri bunun son bulması gerekmiyor mu?yok imam cafer yolu, yok hoca ahmet yesevi yolumuzun kurucusu,yok bilmem ne palavralar bunları aşmalıyız.BİZ DUA BİLMEYİZ YOLUMUZ VARDIR ANLAYANA

Bekir Özgür     05 Şubat 2011 15:13 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekir-ozgur60@hotmail.com

DEVE Mİ, KUŞ MU?
Bugün adına “Devekuşu” denilen doğa yaratığını ilk gören insanlar; bakmışlar, uzun bacaklı ve uzun boyunlu, iri gövdeli bu hayvan deveye benziyor. Ama deve kadar cüsseli değil, fakat kanatları da var kuşa benziyor; o halde bu yaratık olsa olsa “Devekuşu” olur deyip; adını, “Devekuşu” koymuşlar.

Burada amaç, “Devekuşu’nu” tanımlamaksa; Deve mi? Kuş’mu? Sorusu içinde “Yelkenli Denizaltı” aramak gibi garip bir duruma düşer, elbette aradığımızı bulamayız. Çoğu kez de, bulmak istediğimizi ararken, hayal bile edemediğimiz gerçeklerle karşılaşırız.

Ülkemizde; benim gibi yattığı yerde “Devrim” hayali kuranlar, Tunus ve Mısır sokaklarında öfkeli insan kalabalığını ekranda görünce, “Devrim oluyor” diye kendilerini heyecana kaptırmaktan alıkoyamıyor, Marksizm’e “katkı sunmak” için teori üretmeye kalkışıyorlar.

Burjuvazinin köşe kapmış yazar-çizer takımı, ekran laklakçıları, emek-sermaye çatışmasında kendini “Liberal” (tarafsız fakat her iki taraftan) gören paranın kulu liboşlar da; Tunus ve Mısır’da ki olayları değerlendirmelerinde “Ya bölgeye yayılırsa” “Aman ülkemize sıçramasın” diye yorum üstüne yorum yapıyor, korkulu rüyalar görüyorlar.

‘Sosyoloji biliminin laboratuarı tarihsel süreçtir’ açısından toplumsal olaylara bakıldığında, devrimci halk hareketinin basit eylemler hiyerarşisi ve süreci içinde nasıl kitlesel bir niceliğe ulaştığı, bu niceliğin sınıfsal niteliğine tekabül eden bir önderlikle çetin mücadele alanlarında gelişip bütünleştiği, toplumsal dönüşümü gerçekleştirecek nitelikte bir yapının sıcak ve çıplak yaşam içinde oluştuğu görülür.

Toplumsal hareketlerin hangi evrelerden geçerek olgunlaştığını, bu hareketlerin çağına ve sınıfsal niteliğine uygun sonuçlarının neler olduğunu anlayabilmek için; felsefenin değişmez üç temel ilkesi olan ‘Zıtların birliği ve mücadelesi’, ‘Yadsımanın yadsıması’ ve ‘Nicel birikimin nitel dönüşümü’ yasaları ışığı ve rehberliğinde toplumsal olayların analizi ve sentezi zorunludur.

Baskıcı rejim ve despotların zaman içinde toplunda oluşturduğu öfkenin bir anlık kitlesel tepkiye dönüşmesini “Devrimci durum” olarak değerlendirmek, onlarca yıllık süreçte kurumsallaşan iktisadi altyapının, siyasi üstyapının ve toplumca kanıksanmış burjuva hukuk anlayışının, sistemi korumakla yükümlü milyonu bulan (ülkeye göre sayısı değişen) silahlı şiddet aygıtının “bir fiskede” yıkılacağını zannetmek, emperyalizmi hafife almak ve devrimin “D” sinden bi-haber olmaktır.

Tunus ve Mısır’da sokağa taşan kitle tepkisi karşısında “Devrimcilerin” ağzı sulanmasın, korkulu rüya gören liboşlar da boşuna telaşlanmasın. Zira sokağa taşan bu öfke ve tepki ne bir “Devrimci durum’dur” ne de bir “Halk hareketi” Bu durum; ağa-babalarının nezdinde miadı dolmuş diktatörleri, emperyalist odakların denetim ve gözetiminde, baskı ve zulümden patlamak üzere olan halk eliyle devre dışı bırakma operasyonudur.

Kapitalist zincirin sadece bir halkası, emperyalist haydutların işbirlikçi uşağı diktatörlerin halk üzerinde ki etkisi bitip tükenmek üzereyken, halk manipüle edilerek sokağa dökülür, önceden hazırlanmış “halkçı” maskeli bir başka haydut toplumun huzuruna çıkarılır (ülkemizde olduğu gibi). Sonra geri alınmak üzere kısmi demokratik ve siyasi haklar içren bir programla yeni hükümet kurulur, böylece toplumun gazı alınır, yaratılan yeni umutlarla sömürü sistemi yoluna devam eder.

Hedefi “İslam Şeriatı” kurmak ve Mısır’da güçlü olduğu söylenen “Müslüman Kardeşler” örgütünün istem ve sloganı alanda yankılamamakta, bu konumuyla örgütün, sokağa taşan kitleye öncülük edecek güçte olmadığı anlaşılmakta. Öfkeli kalabalığın tek isteği de, despot Mübarek’in ülkeyi terk etmesidir.

Orta Doğuyu yeniden şekillendirmek isteyen ABD’nin; Mısır ve Mübarek sorununa yaklaşımı, BOP politikasını uygulamanın Irak’tan sonra ikinci ayağı Mısır mı? Sorusunu akla getirmekte. Afrika’nın kuzeyi, Arap Yarımadası ve Orta Doğu ülkelerinde ki despot yöneticilerin miadını doldurduğu günümüz koşullarında, emek eksenli sınıfsal tepkiler oluşmadan, sömürü sisteminin sahipleri baskı rejiminin lehine, halkı manipüle edecek türden müdahaleyi gerekli görüyorlar.

Emperyalist güçler besleyip büyüttükleri despotları, halka “Al-aşağı” ettirerek toplumun tansiyonunu düşürmeyi, sisteme gedik açmayacak kırıntı haklar içren siyasi programlarla, yeni siyasi simalarla, halkı yeni umutlar peşine takarak olası belayı def etmeyi ve belki bir çeyrek asır daha zaman kazanmayı hedefliyorlar. Yaklaşık otuz yıldır Mısır Halkını sıkıp şırasını Emperyalizme sunan El ( Hüsnü Mübarek) kenara atılacaktır. Mısır Halkını baskı altında tutacak yeni El’in kim olacağı belirlenme ve karar aşamasında.

Her türlü olanağına rağmen emperyalizmin gücü, emekçi halkın sınıfsal temelde ki örgütlü gücü karşısında sınırlıdır, acizdir. Bu gerçeği bildikleri ve bu kahredici gücünün oluşumunu engellemek için provokasyon, manipülasyon vb. tertipleri, sömürü stratejilerinin taktikleri olarak sadece Tunus ve Mısır’da değil, gerekli gördükleri her yerde ve her zaman halka karşı kullanırlar, kullanıyorlar.

Emperyalizmin; “Yılanın başı küçükken ezilmeli” mantığıyla düzenlediği manipülasyonun etkisiyle de olsa, Tunus ve Mısır’da halkın sokağa taşan tepkisi, baskıya ve sömürüye karşı bir duruştur; saygı değerdir, dikkatle izlenmelidir. Mao Zetung’un; “Halk, yenile yenile yenmesini öğrenir” tezi, yenilgiyle sonuçlanan halk hareketinin aldığı yenilgi olayı içinde, başarıya götürecek önemli dersler içerdiğinin de işaretini vermektedir.

“Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız, ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak” diyen İbrahim Kaypakkaya’nın bu tespiti tüm ezilen halklar için geçerli.

Bekir Özgür. 05.02.2011.

Yusuf Aslan     05 Şubat 2011 14:34 | malatya / fethiye
DEVOĞLU ÇAMLIKLARI.!

Sevgili Canlar.
Beldemizde parmakla sayılacak kadar okumuş olan beldemiz insanlarından, Emekli Asker. Albay Aliseydi Karakaş beyefendinin bundan bir yıl kadar önce, beldemizin üst tarafında bulunan “eynik” bölgesinin yaslandığı dağın yamaçlarına (5000) beş bin adet çam fidanları ektirerek oraları orman bölgesine çevirdiğini hepimiz biliyoruz. Bende, o zamanlar bu çalışmalarından dolayı kendisinin takdire şayan olduğunu ve teşekkürlerimi yazmıştım. Ancak aradan geçen bu bir yıl içinde, kendi kişisel araştırmalarımın sonucunda öğrendimki sadece bizim devoğlu dediğimiz yerin “eynik” bölgesine çam fidanları dikimiyle kalınmamış. yine devoğlu dediğimiz yerin “güvendik” bölgesinin bulunduğu mevkinin dağ yamaçlarından “kabaktepe” bölgesine doğru çam dikimi için oralar tarıma açılıp (30 000) otuzbin adet çam fidanı dikilerek oralarıda ormanlık alana bezemiştir. Albay Aliseydi Karakaş beyefendiyi bu verimli çalışmalarından dolayı bir kere daha kutluyorum ve kendisinin bilgi ve birikimlerinden dahada faydalanabilmek için, beldemiz için olsun Malatya’mız için olsun hatta Türkiye’miz için olsun gözardı edilemeyecek kadar önemli bir değer ve şahsiyet olarak görüyor ve düşünüyorum. Yine araştırmalarıma göre Fethiye bölgesine dikilen bu (35000) otuz beş bin çam fidanları sayısına pek çok kurum ve kuruluşlar bile ellerinde imkanları olduğu halde yukarıda belirttiğim rakama ulaşamamışlardır. Hani bizde bir Ata sözü var “yiğidi öldür ama yiğidin hakkınıda ver” derler. Bende bu doğrultuda nasıl bir yaklaşımda bulunabilirim diye düşünürken “Devoğlu Çamlıkları”na yazdığım bir Şiir’imi armağan edip ve bu meyanda,da Fethiye’ye ve Fethiyelilere selam ve sevgilerimi yolluyorum.
Saygılarımla.
Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
———————-

DAĞLAR BAŞINDA.!

Kim demişki orman yetişmez orda
Bizim devoğlunda dağlar başında
Hızır yetişirmi kalmasan darda
Bizim güvendikte dağlar başında

Eli kürek tutan dağa yürümüş
Emek çekip nice fidan dikilmiş
Köyün üst yanını orman bürümüş
Bizim devoğlunda dağlar başında

Ta kabak tepeye varmış ormanım
Dahada güzeli olsun muradım
Eksen insan biter olmuş dağlarım
Bizim güvendikte dağlar başında

Selam olsun emek çeken dostlara
Alıpta koyasım gelir başlara
Ormanın bir ucu gider sarsaba
Bizim devoğlunda dağlar başında

İnsanın elinden kurtulmaz azim
Çalışan menzile erermiş gözüm
Kul Yusuf der gayrı çıksın avazın
Bizim güvendikte dağlar başında.!

Söz: Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.

H.önal     04 Şubat 2011 14:49 | wiyana..


Kaypakkaya: Babama söyle ağlamasın!
Yaşar SEYMAN / BirGün
01 Şubat 2011

İbrahim Kaypakkaya’yı övmek mi?

Buna gereksinimi mi var?

Pınar Sağ ve Mehmet Özcan, İbrahim Kaypakkaya’yı övmekten ceza alınca yıllar önce Diyarbakır’da dinlediğim bir anı zihnimde canlandı:

Yıl 1999…

CHP Genel başkan yardımcısı olarak Diyarbakır’da bölge il başkanları ile CHP il binasında toplantı yaptık. Bir dinlenme anında partilimiz Zülfikar Yıldız yanıma geldi. “ Siz Alevi misiniz?” diye sordu. Şaşırmadım çünkü ‘Madımak Yangını’ sonrası bu tür sorular sıkça sorulmaya başlamıştı. Aleviyim dedim.

“Size bir şey anlatacağım.”

Buyurun, sizi dinliyorum:

“ Ben yıllar önce Diyarbakır Devlet hastanesinde sağlıkçıydım. Bir gün Tunceli bölgesindeki çatışmada yaralı birini getirdiler. Çok ağır yaralıydı. Hastanedeki karyolasında yatarken, ayaklarından zincire vurdular. Çok ağır yaralıydı, çok. Ona bakmaya başladım. Fakat ne yiyor ne içiyor. Doktorlara talimat vermişler konuşturulması için çabucak iyileştirilecek. Ben çok üzülüyorum. Yaralı genç arada bir gözünü açıyor etrafa bakıyor kimse yoksa sessizce bana, “üzülme, benimle de ilgilenme” diyor. Sonra bir gün Çorum’dan babası geldi. Görüştürmüyorlar. Nasıl olduysa beni buldu, oğlunu sordu. Oğluna selam söyledi. Yaralı gence gidip gizlice babasının geldiğini ve hastanenin önünde perişan olduğunu, ağladığını söyledim. O yaralı genç birden yatakta hareketlendi ve gözlerini açtı.

“ Git babama söyle sakın ağlamasın! İşte o zaman ben ölürüm. Sende bana ilgi gösterme! Seni işten atarlar.”

Babasıyla gizli gizli konuştuk. Çorumlu olduklarını, oğlunun adının İbrahim olduğunu ve Alevi olduklarını söyledi. İnanın ben o zamana kadar Alevi nedir? Kimdir? Bilmiyordum.

Yaralı genç hastanede yattığı günlerde sıkça komutanlar gelip bakıyor ve çabuk iyileştirilmesini istiyorlar, konuşturmaya çalışıyorlar fakat o ağzını açmadı. Bir gün baktım alıp götürmüşler. Oysa daha iyileşmemişti. Günler sonra da babası gelip cenazesini aldı. Parça parça oğlunu tabuta koyup götürdü…

Ben böyle yiğit bir adam görmedim. Ne diyeyim sana ne anlatayım ki işte o günden sonra bir yiğit görsem Alevi mi diye soruyorum ve Alevileri seviyorum. Konuşması boyunca ‘Eyy vah eyy’ diye iç geçirmeleri hiç bitmedi. Dikkat ettim de siyasi konuları konuşurken yüksek olan ses tonu İbrahim Kaypakkaya’yı anlatırken çok yüksek değildi hatta kulağımı yakınlaştırarak anısını dinledim.

* * *

Bakın sanatçı Pınar Sağ neler söylüyor: “Onun adıyla yargılanmak bir onurdur. 1973’te Diyarbakır Cezaevinde katledilerek öldürülmüş ve yargı önüne çıkartılmamıştır. Daha adına suçlu denmemiş, ispatı yapılmamıştır.”

Pınar Sağ ve “ Seni seviyorum Kaypakkaya” diye şiir yazan Mehmet Özcan’a destek selamlarımı yolluyorum.

Hani bir zamanlar bu ülkenin cumhurbaşkanı “ Bana sağcılar cinayet işliyor, dedirtemezsiniz” dedi ya bana da solcular kötü dedirtemezsiniz.

Bu ülkede bir dolu olay yaşandı. Darbeler sırasında, arasında, sonrasında insanlar üzerinden tanklar, dozerler, panzerler geçti. İnanın bu ülkede vicdanı olan tek kesim solculardır. Solcular bugün yaşayan değerlerine karşı yanlışlar yapsalar da mücadelede yitirilen liderlerine söz söyletmezler.

Nasıl Mahir’e, Deniz’e, İbrahim’e, Sinan’a söz söylesinler. Söz söylenir mi? Söylenebilir mi? Söylenecek ne var ki? Sadece mücadeleleri önünde saygıyla eğilir insan. Övmek mi? Övgüye gereksinimleri mi var?

Onlar bizim yolumuza ışık düşürenlerdir…

IŞIKLAR İÇİNDE YATSINLAR.

Yusuf Aslan     03 Şubat 2011 13:48 | Malatya / Fethiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
DEVOĞLU ÇAMLIKLARI.!

Sevgili Canlar.
Beldemizde parmakla sayılacak kadar okumuş olan beldemiz insanlarından, Emekli Asker. Albay Aliseydi Karakaş beyefendinin bundan bir yıl kadar önce, beldemizin üst tarafında bulunan “eynik” bölgesinin yaslandığı dağın yamaçlarına (5000) beş bin adet çam fidanları ektirerek oraları orman bölgesine çevirdiğini hepimiz biliyoruz. Bende, o zamanlar bu çalışmalarından dolayı kendisinin takdire şayan olduğunu ve teşekkürlerimi yazmıştım. Ancak aradan geçen bu bir yıl içinde, kendi kişisel araştırmalarımın sonucunda öğrendimki sadece bizim devoğlu dediğimiz yerin “eynik” bölgesine çam fidanları dikimiyle kalınmamış. yine devoğlu dediğimiz yerin “güvendik” bölgesinin bulunduğu mevkinin dağ yamaçlarından “kabaktepe” bölgesine doğru çam dikimi için oralar tarıma açılıp (30 000) otuzbin adet çam fidanı dikilerek oralarıda ormanlık alana bezemiştir. Albay Aliseydi Karakaş beyefendiyi bu verimli çalışmalarından dolayı bir kere daha kutluyorum ve kendisinin bilgi ve birikimlerinden dahada faydalanabilmek için, beldemiz için olsun Malatya’mız için olsun hatta Türkiye’miz için olsun gözardı edilemeyecek kadar önemli bir değer ve şahsiyet olarak görüyor ve düşünüyorum. Yine araştırmalarıma göre Fethiye bölgesine dikilen bu (35000) otuz beş bin çam fidanları sayısına pek çok kurum ve kuruluşlar bile ellerinde imkanları olduğu halde yukarıda belirttiğim rakama ulaşamamışlardır. Hani bizde bir Ata sözü var “yiğidi öldür ama yiğidin hakkınıda ver” derler. Bende bu doğrultuda nasıl bir yaklaşımda bulunabilirim diye düşünürken “Devoğlu Çamlıkları”na yazdığım bir Şiir’imi armağan edip ve bu meyanda,da Fethiye’ye ve Fethiyelilere selam ve sevgilerimi yolluyorum.
Saygılarımla.
Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.
———————-

DAĞLAR BAŞINDA.!

Kim demişki orman yetişmez orda
Bizim devoğlunda dağlar başında
Hızır yetişirmi kalmasan darda
Bizim güvendikte dağlar başında

Eli kürek tutan dağa yürümüş
Emek çekip nice fidan dikilmiş
Köyün üst yanını orman bürümüş
Bizim devoğlunda dağlar başında

Ta kabak tepeye varmış ormanım
Dahada güzeli olsun muradım
Eksen insan biter olmuş dağlarım
Bizim güvendikte dağlar başında

Selam olsun emek çeken dostlara
Alıpta koyasım gelir başlara
Ormanın bir ucu gider sarsaba
Bizim devoğlunda dağlar başında

İnsanın elinden kurtulmaz azim
Çalışan menzile erermiş gözüm
Kul Yusuf der gayrı çıksın avazın
Bizim güvendikte dağlar başında.!

Söz: Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.null

meltem     02 Şubat 2011 23:30 |
Kardeş Türküler ile Eğitim ve Dayanışma Konseri..

“Baskıya karşı direniş haktır.”

5 Şubat’ta saat:18.00’da Bostancı Gösteri Merkezi’nde buluşarak sesinizi sesimize, yüreğinizi yüreklerimize katalım...

MEHMET ÇULHACI     31 Ocak 2011 21:39 | VİYANA AVUSTURYA
HIZIR NEBİ VE HIZIR AYLARI

HZ. Musa zamanında yaşamış abıhayat suyunu içerek ölümsüzlüğe ermiştir
Kendisine allahtan ledun ilmi verilmiştir hz.hızır bir velidir bir nebidir
Hızır ve ilyas aleyhiselam abıhayat suyunu aramaya çıkarlar suyu bulup
İçerler ölümsüzlüğe erişirler hızır karada ilyas denizde zorda darda carda
Kalanların yardımına yetişirler hızır yol gösteren mürşittir çünki ilahirahmanın
Sırına bilgisine sahiptir hz.musaya mürşitlik etmiştir hızır nebi inanan ve çağıran
Cümle mümin kullarının gözcüsü ve bekcisidir haktaala hazretleri hızır nebiye
Bellerin çöllerin deryaların bekcisi hızır nebi ismini vermiştir makamını peyğamberler
Mertebesine yükseltti islam aleminde ve biz alevilerde hz. hızırın yeri çok büyüktür
Nezaman dara düşse bir mümin yetiş ya hızır diye çağırır yedi ulu ozanlarımızın deyiş
Ve doğzimamlarında hep hızır sözü geçer kış aylarının bir ve ikinci aylarına hızır ayları denir
Hızır adına hızır orucu tutulur cem evlerine tolanılır cem birlenir lokmalar yenir tevhid
Çekilir küskünler barışır ceme toplanan canlar arasında birlık beraberlik sağlanır
Cümle mümin canların tuttuğu hızır orucu hz. allahkatında kabul etsin hızır cümlemizin
Yardımcısı olsun sayğılarımla hubyarlı mehmet çulhacı viyana



HIZIR NEBİ HIZIR ALEYHİ SELAM

Hızır nebi uğrar Hızır ayları
Gezer gelir kasabayı köyleri
İlyas bekler derya deniz çayları
Deryalar bekcisi bozatlı hızır

Ademden bu güne Hızır bilinen
Yoldaş oldu hazreti pirinen
Zahir batın okur ali görünen
Şu iki cihanda bozatlı Hızır

Muhammed aliye vezir oldular
Sırrı sırullahtan özün buldular
Hakkullah aldılar nazir aldılar
İmdat senden ola bozatlı Hızır

Makamı peyğamber kendisi sırda
Hakkın emri ile kandilde nurda
Nerde çağırırsan hazırdır orda
Yetiş car günleri bozatlı Hızır

İlahi rahmanın sırrı sendedir
Cebraille gelen nuru sendedir
Hakikat ilminin yolu sendedir
Yardımcımız olsun bozatlı Hızır

Evliya embiya nutku nefesi
Dört kitap içinde beyandır sesi
Kurana yazıldı cüz kehf süğresi
Sahrada çöllerde bozatlı Hızır

Muhabbetim Hızır aleyhisselam
Kırklar meclisinde sürdüler kelam
Kılavuz ol bize kalmasın güman
Evliya deminde bozatlı Hızır

Zülkarneyn kurtulamaz zulümdan
Hızır İlyas korkmadılar ölümden
İkrar verdi dönmediler yolundan
Yolunu bekleriz boztlı Hızır

Kumdan uğran bükün ucunu açın
Möhrettin buyurdu pohudu saçın
Abı hayat çağlar suyundan için
Yardım eyle bize bozatlı Hızır

Saçtı pohudunu toz duman oldu
Abı hayat akar suyunu buldu
Balıklar canlandı mübarek kıldı
Zulümden kurtardı bozatlı hızır

Abı hayat içti oldu ölümsüz
Mümin Müslim canlar bağlandı sonsuz
Hızır İlyas gezer hayelsiz cansız
Çağırdığın yerde bozatlı Hızır

Ziyaret eyledi bektaş veliyi
Abı hayat sundu aldı doluyu
Sarı İsmail konuk etti uluyu
Kullara yardım et bozatlı Hızır

Cem erkan kurulur oruç tutulur
Hızır İlyas gülbenginen katılır
Bayram günü ğam kasafet atılır
Darda zorda koyma bozatlı Hızır

AŞIK MEHMET Hızır nebi dolaşır
Hubyardan hub avazı ulaşır
Mümin kullar seher vakti çağrışır
Medet Mürvet senden bozatlı Hızır

HUBYARLI AŞIK MEHMET
VİYANA AVUSTURYA

H.önal     28 Ocak 2011 22:33 | wiyana

Sanat, işte bu şarkıyı söylemeyi hak etmiş cüret ile vardır; varolabilir.. !
Evet Zaman Bizleri Yakip Küleden Bir Atestir. Ancak Unutulmasin Büyük Yanginlari Cikartan O atestir!!.
Biz”, (genelde) Marx’ın, Lenin’in, Guevara’nın “yeryüzü aşkın yüzü olsun diye” verdikleri kavganın sürdürücüleri ve takipçileriyiz..
“Biz”, (özelde) Hüseyin İnan’ın, Sinan Cemgil’in, Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın, Ulaş Bardakçı’nın, İbrahim Kaypakkaya’nın yoldaşlarıyız…
Nihayet ben kendimi böyle bir geleneğin sıradan bir parçası olarak görmekten; yüreği onlarla çarpan birisi olarak “Bahtiyarım!” diyorum…
Ne mutlu bana, bundan büyük onur olabilir mi?
Bu onur bizimdir; bu onurun ne demek olduğunu da ancak bu onura ömrünü verenler anlar; çünkü radikal sosyalizm onlar için bir yaşam biçimidir; geleceğin ahlakıdır…
Bu dünyayı değiştireceğiz; bu dünya değiştirilmeye muhtaç!
Biliyorum: “Alıştım”, “kanıksadım”!
Düş görüyorsunuz” diyenler olacak yine!
Umurumda değil; aldırmıyorum onlara; sadece ve sadece William Shakespeare’in, “Bizler düşlerle aynı hamurdan yapılmışızdır,” sözlerini anımsatmakla yetiniyorum, geceden korkarak, ona teslim olup da, karanlığın bir parçasına dönüşenlere!
Karanlıktan korkmayabilir; ona teslim olmayabiliriz de!
Kaldı ki, karanlığın da bir diyalektiği vardır; gece, karanlık düşüncelerin anasıdır, üretkendir; gündüzün bir tek; gecenin ise, binbir gözü vardır.
Karanlık, gece; bir yanıyla aydınlık vaadi ve çağrısıdır…
Velhasil Bizizim ilahlarimiz kesilmez Cünkü biz bir Halkiz ..!
Egemen ideoloji ile aralarına sınır çekmekte bir an duraksamayan sanatçılar; iktidarın elini eteğini öpmeyip, iktidarla aralarını mesafe koyarlar, Çin Seddi çekerler…
Şimdi aşkla, sevdayla, sanatla, kavgayla insan(lık)a dayatılan sıradanlığın aşılması için her ne gerekiyorsa, onun yapılması gerekir.
HALKTAN YANA DURAN SANATA VE DÜSÜNCEYE PRANGA VURULAMAZ!
Pınar Sağ, Ferhat Tunç ve Mehmet Özcan’ın Özgürlükleri Engellenemez!
Malatya Yargisindan, sanatcilarin üzerine yagmur yagmur gibi cezalar yagdi.
Sanatcilar Pinar Sag,Mehmet Özcan.Ve Ferhat Tunc à Malatya 3. Agir Ceza Mahkemesince yargilanan sanatcilarimiza hapis cezasi verilmistir.Bu ceza sanatcilarimiza degil ayni zamanda halklarimizin muhalif vicdanina özgürlük ve esitlik düsüne ve durusuna,bilincine vurulmak istenen bir prangadir.
Kamuyounu sahte demokrasi paketlerine bogan ,cografyamizin her bir karis topragini dünya iktidar erklerine yagmalatan AKP iktidar zihniyeti bir kez daha sahte demokrasi maskesini sanatcilara ve onlarin düsüncelerine pranga vurmaya calisarak düsürmüs ve sinifta kalmistir.
Zülmün karanligini isitabilmek adina, halktan ve haklidan yana seslerini ilerici duyarliliklari ile birlestirerek toplumun sanatcisi, toplumun aydinlanmasina hizmet etmeli diyen, muhalif vicdani ile Insandan yana kötü giden yasama sanatci müdahil olmalidir anlayisini tasiyan onlarca aydinimiz, sanatcimiz gibi iktidar erklerinin bügün hedefi olan sanatcilarimiz Pinar Sag,Ferhat Tunc ve Mehmet Özcan`in özgürlükleri bizim özgürlügümüzdür anlayisi ile Sanatçı, dışarıdan kolayca algılanamayan bir ruh dinginliği ya da çatışması içinde sürdürür yaşamını. Kendi kurduğu bu dünyada kral sofralarına sırt çevirir de, dağı bayırı yol eyleyip gittiği yoksulun kuru ekmeğini yeğleyince olur ancak sanatci..
Yani “Sanatçının toplumsal belleği uyarıcı rolü her zaman olduğu gibi bugün de onun mücadeleci yapısıyla örtüşmek durumunda”dır
. Evet küreselleş(tiril)en “tüketim toplumu” kalıbına, onu şekillendiren sürdürülemez kapitalizme ve ideolojik hegemonyasına savaşmak, artık sanatın varlık nedenidir…
Hayatı ve geleceği, hayatımızı ve geleceğimizi yasalarıyla yasaklayıp, karartmaları yetmiyormuş gibi,Birde türkülerimizi yasakliyorlar !
ONLARIN TÜRKÜSÜNÜ SÖYLEMEK CESARET ISTER ..!
Onlar, “Bizimkiler” bizlerin sadece geç(me)mişi değil; aynı zamanda da geleceğidir!
Evet Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan da 23 yaşındaydı darağacına yürüdükleri yıl; darağacına yürürlerken başları dimdikti; yükselttikleri kızıl sancak gibi..
Hüseyin İnan, “Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu *** kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türkiye halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!” diye haykırmışlardı
Ve Mahir cayan biz buraya dönmeye degil ölmeye geldik diyerek Halkin benliginde bilincinde türkülerinde her zaman var olacaginin bir ölümsüzlük abidesiyidi ..
Diyarbakır işkencehanelerinde can bedeli direnişiyle devrimci hareket içerisinde bir geleneğin yaratıcısı… O, dağlardan esen bir özgürlük rüzgârı; teslim alınamayan bir dağ çiçeği...
işkenceyi ve nihayetinde ölümü öldüren Kaypakkaya’ icin
Vartinikten Mercana Bu Tarih Bizim, Siarinin ustalari , 17 , kaypakkaya gülü icin..
Söylenen tüm türküler halkin türkülerdir.Meshurdur ve Demokratiktir O türküler...
Ruhi Su, en karanlık günlerde “Sabahın sahibi var, sorarlar bir gün sorarlar” derken tam da bunları anlatıyordu. Bu onurlu Duruslarindan dolayi , FERHAT tunc“u , PINAR Sag“i MEHMET Özcan“i , kutluyorum yüreklerinden öpüyorum ..
Devrimci düşlerinin peşinde sonsuzluğa koşan Onlar için önemli olan şeyler hala önemini koruyorken; önemsizleşenler, Onları görmezden gelip, savundukları gerçeklere sırt dönen aymazlardır!
“Son söz” daha söylenmemiş de olsa.
Ulu kavgada beraber olacağız…

NOT; Onlar eşitlik, adalet, özgürlük herkesin olsun diye düştükleri yolda ölümden korkmadıkları için hayata bu denli bağlandılar. Onun icinde her türküde onlarin adi var

Bekir Özgür     27 Ocak 2011 13:01 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekir-ozgur60@hotmail.com

PARTİLER VE TARİKATLAR ÖZDEŞ
Tek Tanrılı din’ler; Ortaçağ feodal toplumlarının ideolojisi olarak tarih sahnesine çıktılar veya çıkarıldılar. Dönem koşullarında kontrolü oldukça zor, yarı göçer bir sosyal yapının denetim altına alınması, Teokratik hukuk nizamının hâkim kılınması için toplumun kendi içinde bölünmüş, ama tümünün itaatkâr olacağı, kolay kontrol edilebilir bir toplum yapılanmasına gereksinim vardı.

Merkezi devlet otoritesi; tek başına, toplumu salt zaptiye gücüyle yönetmenin imkânsız olduğunu anladığında; sömürüyü, savaşı, gereğinde kendi tebaasına uygulayacağı katliamı meşru gösterecek, siyesi erkin toplum içinde dili, gözü kulağı hatta eli ayağı olabilecek alt yapılanma olarak, Tarikatları ihdas etti.

Tarikat şeyhleri ve önde gelen yöneticileri, toplumun din anlayışını nüans farkıyla ayrıştıran, etki altına aldıkları müritleri zihnen Allah ve din adına örgütleyen, devlet hükümlerine uysal, kendilerine devletten maddi-manevi çıkar sağlayacak güç odakları haline gelmişti tarikatlar.

Tek Allah, tek din, tek kitap, tek cennet öğretisine ve tek ibadet şekline karşın, onlarca, beklide yüzlerce tarikatın gerekliliğini, devleti yönetenlerle tarikat yöneticilerinin karşılıklı maddi çıkar ilişkisi dışında hangi nesnel, insani ve mantıklı gerekçeyle açıklama olanağı vardır?

Tarikatlar; var edildiği dönemlerden beri, toplumu dinsel bütünlük içinde ayrıştırarak, yapılan dini propagandalarla uhrevi (ahretlik) yaşamı, nesnel yaşamın önünde ve üstün tutmuş, siyasal sistemin yarattığı sorunlara karşı düşünceyi ve eylemi suç saymış; “İmanın en büyük düşmanı, düşüncedir” diyen bilim düşmanı İmam Gazali gibi Ulemalar yetiştirmiştir.

Ülkemizde tarikatlar, özellikle 1950 den beri hemen her hükümetin göz yummasıyla giderayak güçlenmiş, “Tarikatlara karşı” kurulduğu iddia edilen Diyanetin maddi, manevi ve denetleyip yönlendirdiği eğitim desteğiyle bugün; ülkeyi siyasi, iktisadi ve kadrosal düzeyde yöneten bir güce sahiptir.
**********
Burjuvaların; “Siyasi partiler, demokratik yaşamın vazgeçilmez unsuru” oldukları iddialarına ve yutturmacasına karşın, tarikatlarla farklı çağların olguları olmalarına rağmen, dinci tarikatlarla “Demokratik” siyasi partiler, misyonları ve işlevleri itibarıyla “özdeş”tirler.

Çağımız milli devletleri; kendisine hükmeden burjuva sınıfın tüm unsurlarına çıkar çatışması gereği, talandan “Aslan payı” veremez, vermez. Dolaysıyla ganimetten “Aslan payı” alamayan kesim, devlet nimetlerinden yararlanmak için tek seçenek olan siyasi parti kurarak (darbeler istisna) iktidar olma yolunu bulmaya çalışırlar.

Bu hedeflerine ulaşmak, burjuva sömürü düzenini meşrulaştırmak, düzenbaz yüzlerini halktan gizlemek amacıyla kullanmaya çalıştıkları, ama birbirlerine kaptırmak istemedikleri, ancak kendilerince istedikleri yöne çekip ihtiyaçları kadar uzattıkları, hatta iskambil oyununda ki joker gibi kullanabilecekleri ortak bir “Din”leri vardır.

Ne idüğü belirsiz bu dinlerini bir türlü net olarak tanımlayıp açıklamaya, sınırlarını belirlemeye cüret edemezler. İlkeli ve tutarlı bir duruşla uygulamaya koyma niyetleri yoktur. Seçim meydanlarında dillerinden düşürmez, bu dinlerinin erdemini bozuk plak gibi tekrar edip, över dururlar.

Mecliste havarisi kesilerek savunusunu (dedikodusunu) yaptıkları, hatta birbirlerine galiz küfürler savurup yumruklaştıkları, uğruna “Faili meçhul” (bilinen) cinayetler işledikleri, hatta adına toplu katliam yaptıkları “din”leri; “Demokrasi”dir.

Allah adına ve din gölgesinde talanı ve katliamları meşru gören ve bu mekanizmanın parçası olmuş tarikatlar ve şeyhleri ile millet adına ve demokrasi gölgesinde talandan “Aslan payı “ almak için birbirleriyle şuursuzca yarışan burjuva siyasi partileri ve yöneticileri arasında ki fark bence; cübbe, şalvar, sarık ve sakalları. Her ikisinin de Fikirleri, zikirleri, kıbleleri, hatta tanrıları PARA.

Bekir Özgür. 27.01.2011.

bektaş culhacı     26 Ocak 2011 13:46 | Yangın Yeri
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
hubyar sultan alevi kültür derneğinin toplumsal olaylar karşısındaki tutumunu biliyoruzama bu tokata yapılan sanırımhubyar köyünün de etkilendiği hes projelerine karşı tutumu nedir. bir açıklamayapılırsa iyiolur...

KANBER GÜRBÜZDAL     21 Ocak 2011 00:14 | ankara
Senden sonra geri döndü Osmanlar
Başımızda döner kara yobazlar
Cehalet getirdi çölde kervanlar
Gelmişi geçmişi bilmez oldular.


Senden sonra asıp kesip yıktılar
Kimini sivasta diri yaktılar
İlim yuvamıza hoca soktular
Âlimle ermişi görmez oldular.

Senden sonra tekke beylik kurdular
Soyumuza ölüm ferman yazdılar
Bizi yok eyledi resmi kurumlar
Yetimin hakkını vermez oldular.

Senden sonra suçlu oldu KANBERLER
Ne rüşvetler bitti nede hileler
Başımıza geldi fesat fitneler
Ne söylesek laftan almaz odular.

KANBER GÜRBÜZDAL

vicdan eşithür     20 Ocak 2011 18:12 |

MASKELERİ DÜŞERKEN ...


villasımsı korunaklı sitelerinde nefs , egoizm peşisıra
kokuşmuş yaşayan dünün mücahitleri , marksistleri
günümüzün komprodorları , siyasetçileri , taşeronları
kalkar oradan halk ,cumhuriyet , adalet , kalkınma diyerek
ruhları okşamazmı
uyarmalı gurabaları , ezilenleri
çekin elinizi yeter hileleriniz , palavralarınız
çıkarlarınıza denk düşmese bir yetime
nan , ab su vermezsiniz
çıkın , gidin aralardan bırakın
yolunu bulsun nehir akıp gitsin ummana !
farklı fikirler birleşme bilgeliğini yakaladımı
bak o dem mevsim değişir soylu ilkbahar olur demişti
seydam , atam , pirim , papaz , filozof , bilge dostlar , bedeldaşlar
neden böyle geri , ilkel , ıssız kaldık dünden bugüne
hani çok şey bilirdi çokbilmiş bukalemunlar
birleştiren , yapıcı olanlar , kazanmalı
zulme karşı kutsal savunma hakkı , örgütlenme hep bakidir ,
sakın ha mavi boncuklara , pastırma yazlarına tav olmak yok
yakalarsa tenhalarda zalımlar , yukardakiler yokeder , sömürür
bu böyle tartıla hep böyle süregelmiş politik - iktisat duyarlar tarihi
fener olmalı , müçtehid , filozof olmalı ,
sonra sırdaş , kapısında hizmetkar fakirat olmalı halka hakiki aydın ....
bir tarafı ilim adamı dikkati öteyanı dergahta zikir çeken samimi mistik
farklı deneyler yapıp , yeni görüşler sunmalı , faydalı olanları seçip , hemhal edip
evrensel şahikalar sunmalı ayakları yere basan
sorumluluk , erdem , tevazu , zerafet , asalet , dayanışma , demokratlık bu olsa gerek !



20 . 1 . 2011 .... tasarımcının oğlu vicdan eşithür
:cry :cry

vicdan eşithür     20 Ocak 2011 13:53 |
SAPAN VE ADALET YADA KURTLARLA DANS !...


rüyada beyaz düşlerde
kimileyin rus devrimi , bazen iran devrimi
diye karşıki mahalenin çocuklarıyla
çelik çomak oynadığımız bahar
suratlara tokat iner gibi şimdilerde
ne kaldı yani geriye
hile , sömürü , rant , zorbalıktan başka bütün evrende
kendimden , herşeyden kuşkulanır buldum dün gece
yatağa atınca kendimi beynim basınçtan , meseleden biraz azade
vay beynimin patlamadan , ciğerim sökün etmeden
bana bir derman , yaralarıma merhem varmı dost ?
mazlumlar , hürriyet , aş , iş bekleyenler yine kaldı peya !
düşürme elinden sopayı , cesareti , soyluluğu
yağdanlıklarına , tetikçilerine , hepsine bas , dönder
yoksam yoksulun , garibin , özgürlüğe susamışların
kefensiz kemikleri beyninde infilak edip , seni içten kemirir
önyargıları , ezberleri bilirmisin ötelelemeyi soylu bilge
haydin o dem birleşek , aynileşek
enerjiyi - zamanı birbirlerini bitirmek için harcama
yıkalım setleri , zulmü , saltanatları o dem
yeni bir dünya kurak , ayrık bir duruş , hakça , eşit düzen
fakat herzaman temiz , erdemli , anlayanbilir !
devlet yalnız sömürüp , ezmek , paganizm için değil yalnız değilmi ? ......







Ozanımız yine paslanmış , önyargılı beyinlere neşter vuruyor bir başkaldırı , felsefik yaklaşım belkide , farklı duruşlara sahip kimselerin , gurupların birbiriyle keskin sürtüşmelerinin , ezberlerin asırlardır kimlerin tekeline cephane taşıması sonucunda iktidarı kapar herkimler olursa olsun kendine , çevresine rantlar devşirdiğine , kendilerini koruyucu yapılanmalara gittikleri örnekleriyle gözler önünde değilmi ? En son tunusta binali koltuğundan gitmemek için kaç tane cana kıydı sadece bir örnekti herzaman onaylamışım ülkelerde ayrı kutuplarda olanlar ne olursa olsun farketmez biraraya gelip gözlerinin önlerine çekilmiş perdeleri aralandırmaları gerek . Garip , bilmeden birbirlerini kıran halkımız artık geniş , farklı yönlerden olaylara yaklaşma becerilerini sergilemeleri gerek . Biraraya gelip konuşmalı , tartışmalı , engelleri azaltmalı , hatalar - eksikler yönlerinde özeleştiriler geliştirmeli yukarda değindiğim yapılara karşı alternatif örgütlenmeler , askeri , politik - büyük düşünebilen yoksam egemenler , rantçılar halkı sahipsiz , örgütsüz , birbirlerini tüketirken yakalarsa inim inim inletir , gözyaşlarına aldırmazlar biner kafalarına sömürüp , kesip , kuru yaprağa döndürürler herzaman böyle süregelmiştir tecrübeler .... Meseleyi dahada pekiştirmeye örneğin geçmişin hızlı solcularına , islamcılarına şöyle bir bakında durdukları yerlerde kendinizi toparlayın çoğu mütehhit , bürokrat , siyasetçi olmadılarmı peki bunlara karşı halkın neden önlemler , özeleştiriler geliştirmesi cılız niçin neyi bekliyorsunuz dışardan sizleri kurtararacak kahramanlarmı ithal etmeli acaba nedir derdiniz lütfen burada içinizdekileri dökün etrafa bu ülke tunustanda , libyadanda , mısırdanda , ukranyadanda daha kötü hallerde sürünmekte , vatandaş aç , hejar , guraba ortalarda , sömürü , özelleştirmeler , zorbalık katbikat alttakileri ezmektedir . Evrende heryönden sonlardayız , zulümde , talanda önde örneğin seçim barajı hangi ülkelerde böyle yüksek sadece mecliste kendilerinemi çalışacaklar peki kardaşım neyi bekliyon hangi ülkede böyle benzin , gıda zamları , toptan en önde büyük tasarımcı yada rab adına konuşun elin beğenmediğimiz , bedevi , ilkel diye dalga geçtiğimiz adamlarına kurban olalım onlar olmazsa bütün altta kalanların onurları ayaklar altında çiğnenecekti . Hani onbin yıllık birikiminiz vardı , nerde mistikler , hani hızlı marksistler , nerde samimi dindarlarımız kalkın ayağa önderlik edin artık halkımın şerefini kimse çizemez . Sakın egemenler , zalımlar , taşeronları böyle basit , sürü , yığın olarak bellemesinler toplumu varya bunlar bir kenetlenme erdemini yakalarsalar varya kimse önlerinde bariyer , engel , tiran olarak kalamaz bu böyle biline , herkes ayağını böyle uzata halktan söylemesi ..... taksimde yada ankarada farketmez beşmilyon kişiylen neden bunlar , sistem protesto edilmez kendini toparla , sorgula , tekrar tezgahına düşme tacir despotların .... ne etmek istediğim aleni görülmekte farklı yönlere çekmeye , atgözlüğüyle bakmamaya gayret edin bişeyler konuşunca şucu bucu demesinler amaç bişeyler üretmek , çaba sarfetmek fakat inanın hep ezilenden taraf , doğrudan , birleştirmeden , eksiklerden ders çıkarır taraf olmak insanları geçmişte hatalı olsalarda kazanmak bilgeliğine soyunmak kimseye silahını , matarasını bırakıp kenarda pinekleyip hiçbirşeye ses çıkarma demiyorum anlayın işte başkaları gibi elimi suya sabuna dokunmasın keyfim gıcır demiyorum ... 20 .1 . 20011 .... rabbin oğlu vicdan eşithür ..... :cry

Yusuf Aslan     16 Ocak 2011 18:10 | malatya / fethiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ALEVİLİK KURULTAYINA DOĞRU.?

# Alevilik.?

# Silahı-> Sazdır

# Cephanesi-> Beyittir

# Ordusu-> Erenlerdir

# Zakiri-> 7 Ulu Ozanlardır

# Mahkemesi-> Dardır

# Kelamı-> Buyruktur

# Parlamentosu-> Cemdir

# Önderi->Muhammed Mustafadır

# Musahibi-> Aliyyel Mürtezadır

# Şurası-> Ehli Beyttir

# Şahidi-> 12 İmamlardır.

# Belgesi->Evliyalardır

# Kışlası-> Dergahtır

# Bekcisi-> Seyittir

#Hizmetcisi->Derviştir

# Yemeği-> Lokmadır

# Nefreti-> Sevgidir

# Hedefi-> Sırrı Hakikattır

# Kabesi-> İnsandır.

Yusuf Aslan.
Malatya / Fethiye.

Bekir Özgür     13 Ocak 2011 00:14 | Niksar / Korulu
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ÖZGÜRCE
bekir-ozgur60@hotmail.com

SALT ALEVİLER Mİ HEDEF TAHTASINDA
Bugün; Anadolu da ve İslami tahakküm altında ki Alevilik, Hıristiyanlığın kalıntısı veya İslam’a karşı olduğu için değil, eski çağa dair doğa koşullarının dayattığı Komün yaşam tarzı ve Anaerkil sosyal yapılanmasının kendine has izlerini ve anlayışını önemli oranda günümüze taşıdığı, soyguncu ve egoist burjuva yaşam tarzıyla çatıştığı için kapitalist sistem sahiplerinin boy hedefi durumundadır.

Alevilik; bir din veya dinsel bir yorum olan mezhepsel anlayışlara dayalı veya onlardan kaynaklanan dayatmacı, baskıcı sömürü ve talana karşı bir duruş ve karakter taşıdığı için tarih boyu din dışı “sapkın” ilan edilmiş, bu iftira gerekçe gösterilerek baskı altında tutulmaya çalışılmış, katliamlara maruz kalmıştır.

Araştırmacı yazar Sayın Erdoğan ÇINAR;
“Geçmişte Aleviler, şehir meydanlarında diri diri yakılırdı. Bugün devasa boyutlara ulaşan ateş, Aleviliğin kendisini eritiyor. Muradım/ız bir damla su olup bu ateşin üzerine düşmektir”
Derken, günümüz Aleviliğinin hedef tahtasında ki durumunu, vahametin boyutunu ve görevimizi yoruma gerek kalmayacak bir dille formüle etmiştir.

Maraş, Çorum katliamlarından ve “bardağı taşıran damla” olan Sivas Madımak olayından sonra ciddi bir ivme ve hız kazanan Alevi örgütlenmesinin önünü kesmek üzere AKP hükümetinin planladığı “Alevi Açılımı” gerçekte, Alevilerin, laik devlette meşru olmayan “Diyanet kurumunun lağvedilmesi”, insan hakları ihlali niteliğinde ki“zorunlu din derslerinin kaldırılması” taleplerini, “Din’e karşı” imişler gibi kullanarak toplumun dinci kesiminin gerici duygularını kamçılamış; dahası, Diyaneti yeni yetki ve olanaklarla donatmıştır.

AKP nin siyasi alanda ki “Alevi Açılımı” nın toplumsal yaşama yansıması; kamu ve özel işyerlerinde Alevilerin dışlanması, işten atılması, ağır hakarete maruz kalmaları, hatta darp edilmeleri günlük, sıradan olaylar haline gelmiştir. Öz yurdumuzda yaşanan ve acı veren dayanılmaz bu yara, her geçen gün daha da derinleşmekte.

Alevileri asimile ve Aleviliği yok etmek isteyen devlete hâkim sınıf, onların bir parçası ve temsilcisi siyasilerin amacı, Alevileri Müslüman yapmak değil. Alevilerin kadimden günümüze taşıdığı sevgi, saygı, bilgelik, barış, eşitlik, özgürlük sarmalında oluşturduğu hümanist değerleri, doğa-insan-toplum-birey uyumunu yaşamsal temel değer ve ölçü alan düşünceyi, anlayışı yok etmektir.

Din’i ve Milli söylemlerle politika yapan siyasiler, toplumsal yapıda taraflar yaratarak çatışma ortamı hazırlamakta, bölüp parçaladıkları toplumdan yüzsüzce; hem, “her zaman kinden daha çok birlik-beraberlik” istemekte, hem de yaptıkları sömürüyü ve çirkef yüzlerini gizlemeye çalışmaktalar.

Sınıf savaşımında; emekçiye düşman cephe, varlığını devam ettirmek için hiç şüphesiz elindeki tüm olanakları kullanacaktır. “Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapacaktır” Bunda bir terslik veya gariplik yok. Asıl paradoks, emekçi halkın önemli bir bölümünün ve özellikle de Alevilerin az da olsa bir kısmının düşman sınıfın bu tuzağına düşmesi, daha da vahimi, bu unsurların kendi sınıfına ve kendilerine ihanet içinde olmalarıdır.

Antalya Elmalı Tekke köyü yöresine Taş Ocağı ruhsatı verilmesi, Abdal Musa Dergâhını yeryüzünden silme, Alevi tarihini yok etme girişimidir. Ülkemizde 1960 lı yıllarda Türkçe olmayan köy adlarını değiştirmek, Anadolu’nun değişik yerlerinde ki tarihi alanları imara açarak tahrip etmek, Hasankeyf, Munzur vb. yerleri baraj suları altında bırakmak, Anadolu da yaşamış uygarlıkları ve insanlık tarihini toplumsal bellekten silmek, günümüzde hızlandırılmış bir devlet politikasıdır.

Hâkim burjuva sınıfın temsilcisi siyasiler bir yandan dini ve milli propaganda ile topluma kendi sorunlarını unutturmaya çalışırken, Kürtlerin demokratik taleplerini bölücülük suçlamasıyla bastırmaya, Alevilerle de “Açılım” komedisi oynayarak toplumsal sorunların dışında tutmaya “Alevicilik” oynatmaya, emek eksenli düşünmekten alıkoymaya uğraşıyorlar.

Devlet ve hükümet destekli ve gerçek adı; “Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi” olan CEM Vakfı Başkanı İzzetullah’ın iddia ettiği gibi “Alevilik İslam’ın Özü” değil, aksine Alevilik; Doğa-İnsan-Toplum-Birey uyumunun sevgi temelinde şekillenen eşitlikçi, barışçı sosyal ve siyasal bir yapılanmanın ÖZÜ ve adıdır.

Aleviler; salt, tarihin derinliklerinden günümüze taşıdığı hümanist değerlerin, Reel Sosyalizmi çağrıştırdığı için ülkemizdeki gerici ve sömürücü sınıfın hedef tahtasındadır. Aleviler bu soysuz cendereden “Alevicilik” oynayarak değil, farklı etnik köken ve inançtan oluşan emekçi halkla, emek eksenli örgütlerde ve mücadele alanlarında buluştuğu oranda kurtulabilir.

13.01.2011. Bekir Özgür.


468
Ziyaretçi defteri kaydı
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Arama

.